Buradasınız: Tekel İşçilerinin Direnişi
TrkeEnglish

Tekel İşçilerinin Direnişi

Tekel işçileri 34 gündür, TÜRK-İŞ önünde bekleyişlerini sürdürdü. Bu süreçte AKP önünde basın açıklamaları, zincirleme eylemleri gibi eylemlerle mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini dosta düşmana gösterdiler. Yapılan referandum kararlılıklarını bir kez daha teyit etti. Yine bu süreçte dostlarından destek, sendikalarından özelliklede konfederasyonları TÜRK-İŞ’ten mücadeleyi büyütecek kararlar almasını beklediler, talep ettiler. 30 gün nöbetleşerek sürdürdükleri bekleyişlerini, topluca Ankara’ya gelerek ve TÜRK-İŞ’İN önünden acil durumlar dışında ayrılmayarak sonuç alma noktasında güçlerini tekrar birleştirdiler. TÜRK-İŞ’in daha önce aldığı kararlardan ve uygulamasından memnun olmayan Tekel İşçileri seslerini ve taleplerini daha gür ifade etmeye başladılar. Nitekim 34. günde yapılan 17 Ocak mitinginde diğer sınıf kardeşleriyle genel grev genel direnişi haykırdılar. Sendikaları kafesleyen bürokrasi bu sese kulak vermedi. Tekel İşçileri tepkilerini yansıtsalar da, daha önce belirledikleri eylem programı çerçevesinde açlık grevine başladı. 37. günde gönüllü işçiler (yaklaşık 158 kişi) 3 gündür açlık grevindeydiler.  

Sahi bir sendika neden açlık grevi, ölüm orucu gibi kararlar alır? Bizim bildiğimiz bu tür eylemler, yapacakları bir şey kalmayan ve en son canlarını ortaya koyarak sonuç almaya çalışan hapishanelerdeki insanlar yapar. Bu tür eylemleri yapmak ve devam ettirmek de belli bir irade ve örgütlülük gerektirir. Türkiye‘de 19 Aralık operasyonları döneminde bu eylemleri gördük. Buna rağmen nasıl egemenlerin insan hayatını hiçe sayan  “hayata dönüş operasyonlarıyla“ katledildiğine şahit olduk. Tekel işçilerinin böyle bir eylem kararı alması, yalnızlaştırılmaları, TÜRK-İŞ’in genel grev çağrısı yapmaması ile yakından alakalıdır. Bir işçi üretimden gelen gücünü ortaya koyamıyorsa geriye bir tek canı kalıyor. Tekel işçileri bunu da ortaya koyacak kadar cesaretli ve kararlı ki eylemlerine başladılar. Peki, ama bu eylem Tekel İşçilerini sonuç almaya götürecek mi? Örgütlü olmanın, sendikalı olmanın anlamı nerde?

Kim ne derse desin böyle bir eylem kararının, bir sendika tarafından alınması utanılacak bir durumdur. Bu Türkiye’deki sendikaların işçilerin örgütü olma iddiasını taşıyacak yöneticilerinin olmadığını gösterir. Mustafa KUMLU ve yol arkadaşlarının genel grev konusunda, gerekli adımları atmayıp, işçileri aldıkları kararı uygulamak durumunda bırakması kime hizmet ediyor, sorusunu sormamıza yol açıyor. Mücadele keskinleştikçe kimin nerede durduğu daha net ortaya çıkıyor. Tabi bu tablonun ortaya çıkmasında siyasi yapıların, KESK, DİSK gibi örgütlerinde sorumluluğunun altını çizmeliyiz. Durumu kurtarmak için 21’nde TÜRK-İŞ ile bir araya gelmeleri de bir şey ifade etmiyor. Bir araya geldiler de sonuç ne? 26’sına kadar hükümete süre vermişler. Efendim, eğer hükümet adım atmazsa tekrar durumu değerlendireceklermiş. Sıcacık odalarından ne kadar ucu açık, geniş kararlar çıkıyor. 38 gün geçmiş daha süre veriyorlar, hem de verdikleri sürenin sonunda ne yapılacağını da net bir şekilde ifade etmiyorlar. Peki, işçilerin bu keyfilik karşısında esnek olabilecek durumları var mı? Açlık grevini bitirip 26’sına kadar bekleseler bile, giderek soğuyan havada,  dışarıda yine Tekel İşçisi kalacak. Sürenin uzaması işçilere mi hizmet ediyor, yoksa hükümete mi?

Hükümetin 4-C’si tekele tosladı. Burası tamam. Ama hükümet olmadı 4-B  verelim dediğinde sendikaların bir planı var mı? Yok. Onlar aydın kılığına girmiş, arabuluculuk yapmaya çalışıyorlar. Şurası bir gerçek ki sürenin uzaması Tekel İşçilerinin çıkarına değil. Direnişlerini alınlarının akıyla bu günlere getirmiş olsalar da bundan sonra on bin insanın daha fazla beklemek için ne parası kaldı ne de dayanacak gücü. Bu durumda mutlaka az ya da çok çözülmeler başlayacaktır. Direniş komiteleri kurmuş olsalardı kararlara müdahaleleri daha doğrudan olurdu. Kendi kaderlerini ellerinde tutarlardı. Ama yok. Tek Gıda İş ve TÜRK-İŞ’in giderek daha fazla kontrolü ele alacağı bir süreci hep beraber izleyeceğiz. Ya da bir umut işçilerin daha fazla organize olup (komitelerini kurarak) direnişlerini istedikleri noktaya taşıyana kadar devam etmelerini. Şu andaki tablo ne yazık ki birinci durumun baskın olduğunu gösteriyor. AKP’de zaten bu durumun farkında.

Hükümetin önce kabadayı tavrı ve hakaretlerini, polisin sert tutumunu gördük. Sonra AKP’nin ağız değiştirmesini izledik. En sonda polisin Abdi İpekçi müdahalesindeki yanlış tutum ve davranışından dolayı özür dilemek amaçlı organize ettiği görüşmeye işçileri ve  “işçi önderi ” Çetin SOYSAL’ı davetlerine, çiçek sunuşlarına tanık olduk. Bu sahneleri izleyenler öncelikle hükümet dolayısıyla polis geri adım atıyor. Bu durum Tekel İşçileri direnişinin zaferidir diye yorumlayabilir. Haklılık payı da muhakkak var, ama bu görüntünün AKP cephesinden başka bir şeye hizmet etmesinin istendiği gerçeğini de görmeliyiz. Bu arada bu sahnelerin işçilerin istediği sonucu aldıktan sonra yaşanan sahneler olmadığını hatırlatalım. AKP sert tutumunun ters teptiğini, oy kaybettiğini ve direnişin genişleme potansiyeline sahip olduğunu kavramış durumda. Görmezden gelmenin de işe yaramadığını fark etti. Bütün bu süreçte işçinin direncinin zayıflamasını bekledi. Bu bekleyiş sendikalarında kontrol edilebildiği noktada AKP için istediği zemini elde etmesi anlamına geliyordu. Bu zeminin oluşması durumunda da karar verecek 4-C olmasa da 4-B’yi sunacak veya başka bir plan. Hem işçileri ikna etmesi eskisine göre zor olmayacak hem de bu süreçten kuyruğunu dik tutarak karlı çıkacak.

Toplum nezdinde yıpranan prestijini düzeltecek ki polisten başladı bu işe. Hem de ne kadar işçi dostu olduğunu yaptığı ‘açılım’la göstermiş olacak. Tabi bu arada işçi sınıfında kıpırdanan mücadeleyi de daha fazla kontrol edebilme zemini bulacak. Bunlar şüphesiz şu andaki tabloya bakarak çıkarılan sonuçlar, geleceğe yönelik öngörüler. Tablonun durağan bir şey olmadığını sürekli değiştiğini göz önünde tutarak, bunları okumak daha doğru olacaktır.

Son söz olarak mücadele edenler her zaman kazanamayabilir ama kazananlar her zaman mücadele edenlerdir. Tekel işçileri kazanmak için mücadele ediyor ve işçi sınıfının mücadele tarihinde onurlu yerlerini şimdiden aldılar.

                                                                                                                   22.01.10

Bookmark and Share