Buradasınız: 4/C DAYATMASINA KARŞI 4/B KANDIRMACASINA İNANMAYALIM!
TrkeEnglish

4/C DAYATMASINA KARŞI 4/B KANDIRMACASINA İNANMAYALIM!

12 Eylül 1980’den bugüne neredeyse 30 yıl geçti. 12 Eylül darbecileri de dahil olmak üzere 30 yıldır her iktidara gelen demokrasiden söz etti. İktidarların sözleri inandırıcılığını kaybedince devreye AB girdi, demokrasinin AB’den geleceği beklendi. Ama olmadı, demokrasi gelmedi. Kolektif hakların yani örgütlülüğün olmadığı yerlerde demokrasi de olmazdı. Demokrasi, örgütlü mücadelelerle ve ancak işçi sınıfı eliyle kazanılabilirdi. Emekçilerin ve emekten yana güçlerin bazı mücadele denemeleri olduysa da nihai sona varılamadı.

 Bunların başında 1989 bahar eylemleri geliyordu, sonra büyük madenci yürüyüşü gerçekleşti. İzmit SEKA işçilerinin direnişi de son derece önemliydi.  Daha sonra SSGSS’ye karşı Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu son otuz yılın mücadele örnekleri oldu.

Kolektif haklardan yoksun geçen 30 yıldaki mücadele deneyimlerinin işçi sınıfı için sınırlı öğreticiliği olsa da bunların hiçbiri kalıcı bir kazanım sağlayamadı. Bu mücadelelerden bazıları başarıya çok yaklaşmıştı ve işçi sınıfını da umutlandırmıştı. Ama son kertede, bir güç araya girerek mücadelelerinin başarıyla sonlanmasını engelledi. Mücadelelerin başarısını engelleyen o gücün ne olduğuna baktığımızda maalesef tüm örneklerde bu gücün devletle ve sermayeyle bağlarını kesemeyen  sendikacılar olduğunu görüyoruz.

Büyük yürüyüşte 100 bin kişiyi yolundan çeviren, SEKA işçisini direnişinden vazgeçirmeye ikna eden, SSGSS’yi engellemek için sokaktaki mücadeleyi yok sayıp bakanla anlaşan hep bu tür sendikacılardı.

Son 30 yıla damgasını vuran yeni bir direniş umudu TEKEL işçileri bu güne uzun bir mücadele birikimi ile geldiği için hükümet ve işbirlikçilerinin bütün engellemelerine rağmen son derece kararlı ve umutlu direnişlerine devam etmektedir. TEKEL işçileri ilk olarak içki fabrikalarının özelleştirilmesi sürecinde mücadeleye başlamış olsa da aslında tam da mücadeleye organize olamamış ve içten içe kaynamaya başlamıştı. Son olarak, sigara fabrikalarının kapatılmasıyla yerelde yeni bir mücadele döneminin başlayacağının sinyalini ilk olarak 12 Aralık 2007’de Tokat sigara fabrikası basın açıklamasıyla mücadele fitili ateşlenmiş oldu. 18 Aralık 2007 İstanbul Cevizli fabrikası, 20 Aralık 2007 Bitlis fabrikası ve 21 Aralık 2007 Samsun Ballıca fabrikası basın açıklamaları, 21-22 Aralık gene İstanbul Cevizli fabrikası  fabrika işgali, 27 Aralık İstanbul mitingi, 30  Aralık Bitlis fabrikası toplu vizite eylemi, 1 Ocak 2008 Tokat mitingi, 2 Ocak 2008 Adana fabrikası basın açıklaması, 9 Ocak 2008 İstanbul AKP il önünde zincirli eylem,  12 Ocak 2008 Bitlis özelleştirme karşıtı mitingi, 20 Ocak 2008 Samsun özelleştirme karşıtı miting ve son olarak da Diyarbakır’da valiliğe yürüyüşün polis müdahalesiyle bu noktaya gelinmiştir.

Ha 4/C ha 4/B !

En son gelinen noktada, hükümet tarafından 4/B dayatması getirilebilir. Ancak iş güvencesinden yoksun, sosyal hakları budanmış ve yeni dünya düzeninin yeni kölelik sistemi olarak ortaya çıkmıştır bu 4/B de. Bu mücadelenin sonucu TEKEL işçilerinin hak kaybı kabullenilemez ve yeni kazanımlarla çıkılmalıdır.

TEKEL direnişi uzun bir süreden sonra örgütlü olmanın, örgütlü mücadeleyle hak almanın önemini bir kez daha hatırlatmıştır. TEKEL direnişi sadece hükümetin emekçilere yönelik politikalarının ne kadar düşmanca olduğunu ortaya çıkartmakla kalmamış, Türk-İş’e de sendika olduğunu hatırlatmıştır. Sadece bu iki nedenden dolayı bile TEKEL işçilerinin direnişi son yılların en önemli direnişi durumdadır.

Ama elbette bu yeterli değildir. TEKEL direnişinin daha önceki hayal kırıklıkları arasında yer almaması ve Türkiye işçi sınıfı hareketi içinde bir dönüm noktası olması için, sadece TEKEL işçilerinin mücadelesi yerine sınıfın diğer bileşenleri de tüm sorunların çözümü için aktif ortak bir mücadele hattı tutturmak zorundadır. Artık sadece dayanışma değil, sahiplenmek zamanıdır.

Bookmark and Share