Yalansız Dolansız / Şadi Ozansü
Askeri darbeler, AKP ve demokrasi
Türkiye’de bugüne kadar gerçekleşmiş bütün “başarılı” askeri darbe ve muhtıraların arkasında herkesin bildiği gibi hep ABD emperyalizmi durdu. Nitekim ABD emperyalizmi, o sıralar Menderes hükümetinin kendisinden hafifçe uzaklaşma eğilimi gösterdiğini sezdiği anda 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine arka çıktı ve tabii buna karşı darbecilerin ilk radyo açıklaması da “NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız!” şeklinde oldu. ABD’den icazet almadan harekete geçen 21 Mayısçılardan Albay Talat Aydemir ve Yarbay Fethi Gürcan idam edildiler. 9 Mart 1971 “sol”cuntasının darbe girişimi gene ABD emperyalizminin onayını alan 12 Mart Muhtıracıları tarafından engellendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin hazırlık planlarının bile Pentagon’da (ABD Savunma Bakanlığı) yapılmış olduğunu artık herkes biliyor. 28 Şubat 1997’de Erbakan’ın başbakanlığındaki RP-DYP hükümetini deviren “başarılı” muhtıranın ardında ABD’nin olduğu aşikar. En son 27 Nisan’da gerçekleşen ve Genelkurmay sitesinde yayınlanmasına rağmen altında Genelkurmay Başkanının imzasının bile yer almadığı muhtıra için “başarılı” demekse pek mümkün gözükmüyor. Zaten ABD tarafı, bu muhtıranın hemen ardından mevcut Erdoğan hükümetine tam destek verdiğini ilan etti.
Geçenlerde bir Amerikan şirketi tarafından satın alınmış olan bir TV kanalında geçmiş başbakanlardan Menderes, Demirel, Erbakan ve Ecevit’in halka nasıl sahte vaatlerde bulunduğunu aktaran bir program yapıldı. Bu programda iki başbakan eleştiri dışı tutulmuştu. Tahmin edeceğiniz gibi Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan!
27 Nisan muhtırasının hemen öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen büyük katılımlı mitingler birçokları tarafından TSK’nın bir askeri darbe için kitle desteği arayışı olarak yorumlandı. Açıkçası ben bunun böyle olmadığını düşünüyorum. TSK, sadece yukarıdan onaylanmadığını bildiği için bu yolu açtı. Yani emperyalizmin “demokrasi” (AKP) planına karşı barışçıl ve “demokratik” bir kitle gösterisi planıyla yetindi. O yürüyüşler darbe imkanı olmadığı için yapılmış yürüyüşlerdi, darbe yapmak için yürüyüşler değil. Askeri bürokrasinin dev kitle gösterilerine aslında pek sıcak bakmadığı bilinir. Üstelik bunlar Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Üstelik nereye varacakları bilinmediği için risk taşırlar. Ve zaten tam da bu yüzden organizatörleri tarafından bıçakla kesilir gibi kesildiler.
Kuşkusuz burada acıklı bir durumla karşı karşıyayız: Yıllardır TSK’nın “başarı” ile gerçekleştirdiği bütün darbelerin öncesinde halka hep yalan söylendi. Özellikle 12 Eylül öncesinde memlekete Komünizm, Şeriat ya da Kürtçülük geleceği palavrası bilinçli olarak pompalandı. Bunlar zaten çok daha önceden işçi sınıfının varolan haklarını budamak için yapılması planlanmış olan darbeye meşruluk kazandırmak için uydurulmuş yalanlardı.Bugün belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez ciddi bir parçalanma tehlikesi var ve iş bu sefer “yalancı çoban” hikayesine döndüğünden kimse aldırmıyor. Sokağa dökülenler esas olarak bu gerçek tehlike yüzünden değil, “laiklik elden gidiyor!” dürtüsüyle harekete geçtiler, onlara bile gerçek söylenmedi!
AKP hükümeti; uyguladığı işçi düşmanı politikalar, kıskançlıkla korumaya çalıştığı yüzde 10’luk seçim barajı, özelleştirme ve toplu satış şampiyonluğu ile ABD ve AB emperyalizmlerinin demokratlığı kadar “demokrat”tır. Biz bu “demokrasi”nin eski Yugoslavya, Afganistan, Irak, Filistin, Lübnan ve dünyanın dört bir yanında ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz! Kimse bize AKP’nin birçoklarından daha demokrat olduğu masalını anlatmasın!
