İşçilerin kanı ile beslenen düzen yıkılacak!
Son yıllarda çalışma yaşamı ile ilgili ortaya çıkan birçok olay Türkiye’deki sosyal düzenin gerçek yüzünü açık biçimde sergiliyor. Bu düzen uluslararası emperyalist sermaye sistemi için ucuz emek cenneti yaratan, işçilerin kanı ile beslenen kapitalist vahşi bir düzendir.
Kot taşlama işçilerinin başına ne geldi?
Kot kumaşların yıpratılması (beyazlatılması) işi birçok yolla yapılabilir. Ama bu iş en ucuz şekilde, kum püskürterek taşlama yoluyla ve hiçbir önlem alınmadan günde en az 12 saat çalıştırılan genç işçilere yaptırıldı. Sonunda iyi tedbir alınmayan madenlerde bazı işçilerin başına ancak 20-30 yıl sonra gelen hastalık yani SİLİKOZİS, kot taşlama işçilerini 1-2 ay çalıştıktan sonra yakaladı. Şimdiye kadar Türkiye çapında hastalığa yakalanan 150’den fazla kot işçisi tespit edildi, bunların 20’den fazlası öldü. Ama gerçek daha da acı. Bu işi yaptığı tahmin edilen 5-10 bin işçi tehdit altında, bunların binlercesinin hafi f veya ağır şekilde hastalanacağı belki yüzlercesinin öleceği tahmin edilmekte.
Tuzla’da olan nedir?
Sermayenin hiçbir engel tanımadan dolaştığı dünyada sermaye sahiplerinin gemi yapımını en ucuza getirdikleri tersanelerin başında Tuzla gelmektedir. Mekan olarak da çok küçük bir yerde eğitimsiz, sigortasız, sendikasız olarak binlerce işçi günde 12 saat boyunca ve bazen daha da uzun süre, yoğun şekilde çalışmaya itildi. Sonuç, iş kazaları denen cinayetlerdir. Burada olan yaralanmaların birçoğunun, hatta ölümlerin bazıların kayıt dışı kalma olasılığı da yüksektir.
Davutpaşa patlaması neyi ortaya serdi?
İstanbul, Topkapı-Davutpaşa’da meydana gelen ve birçok işçinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan patlama ise kot işçileri ve Tuzla gibi sadece bir işkolu veya bir işyeri değil tümüyle bir çalışma düzeninin nasıl vahşi koşullarda olduğunu açığa çıkardı. Devlet görevlileri dahil olmak üzere herkesin bildiği ama gündeme getirmediği çalışma koşullarını ister istemez ortaya döktü. Sadece çalışanlar için değil çevrede yaşayan herkes için tehlike yaratan, kayıt dışı, sigortasız, sendikasız, tedbirsiz lanet bir çalışma düzeni.
Son aylar içinde yaşanan her üç olay birlikte değerlendirildiğinde ortak gerçekler şunlardır; sigortasız, sendikasız, 8 saatten çok uzun, iş sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığı, düşük ücretli bir çalışma düzeni istisna değil ülkemizin çalışma hayatındaki yaygın olan düzendir. Bu olayların olduğu işyerlerinin çoğu küçük ve taşeron iş yapan şirketlerdir, ama hepsi büyük uluslararası ve ulusal şirketlerin ucuz üretimlerinin gerçekleştirildikleri asıl üretim alanlarıdır. Burada çalışan işçilerin hemen hemen kayda değer hiçbir örgütlülükleri yoktur, sendikalar neredeyse tamamen devre dışıdır.
Türkiye, uluslararası kapitalist sistemin yeni dünya düzenine hemen hemen hiçbir toplumsal karşı duruş geliştiremeden teslim olmuştur. İşçi sınıfının ve diğer emekçilerin sendikal örgütlülüklerinin zayıfl ığı ve çoğu sendikada geçerli olan çarpık anlayışlar ve esas olarak da kitlesel bir işçi/emekçi siyasetinin yokluğu bu direnişsiz teslimiyetin esas nedenidir. Kapitalist sömürü ve emperyalizm karşısında sosyal, siyasal olarak birleşememiş emekçi kitleler, yine bu egemen güçler tarafından kışkırtılan bir din, mezhep, kimlik kavgasına itilmiş, toplumsal gerçeklere yabancı bir siyasal ortam yaratılmıştır.
Türkiye işçi sınıfı güçlerinin önündeki görev bu gerçekler ışığında açıktır. Birbirinden ayrılmaz biçimde kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele. Bunun için olmazsa olmaz koşul sermayenin ve düzenin tüm güçlerinden bağımsız bir kitlesel işçi partisinin inşa edilmesidir. Bu partinin inşa süreci güncel sınıf mücadelesi yanında, aynı zamanda uluslararası sermayenin tüm büyük siyasal/sosyal toplulukları (milletleri) parçalama, sosyal olarak çözme girişimine karşı direniş içinde gerçekleşecektir. ABD ve AB’nin desteklediği ve AKP’nin yapmayı planladığı ve egemenliği tümüyle uluslararası sermaye güçlerine terk eden, kırıntıları kalmış sosyal devlet uygulamalarını tümüyle ortadan kaldıran anayasa taslağına ve çeşitli girişimlere karşı bir mücadele bayrağı açmak bu açıdan önemlidir.
Türkiye işçi sınıfı aynı zamanda hem kendi bağımsız kitlesel siyasal gücünü oluşturmak hem de bir çeşit parçalanma, çözülme sürecine sürüklenmekte olan milleti Türklerin, Kürtlerin, Sünnilerin, Alevilerin eşitliği ve kardeşliği temelinde yeniden ayağa kaldırmak göreviyle karşıyadır. Bunun için işçi sınıfının ve emeğin bütün güçleriyle birlikte, kitlesel bir işçi partisi için mücadele edeceğiz. Washington ve Brüksel’den yönetilmek isteniyoruz diyen ve bağımsız, demokratik bir Türkiye’yi savunan bütün toplumsal güçlerle birlikte yeni bir KURUCU MECLİS için kavgaya atılacağız.
