Bu seçimde bizden patrona oy yok!
Türkiye halen 27 Nisan gecesi Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesi aracılığıyla sivil siyasete müdahalesi krizini aşmaya çalışıyor. Yeni cumhurbaşkanının ordu-yargı el ele seçtirilmemesinin ardından AKP’nin aldığı erken seçim kararı Türkiye’de Kuzey Irak ve ABD ile gerilen ilişkiler öncesinde tansiyonun iyice yükselmesine yol açtı. Biz de İşçi Kardeşliği olarak, bu bölümde seçim arifesinde bir değerlendirme yapmayı tercih ettik.
Öncelikle seçime nasıl bir ortamda gidildiğine kısaca bir göz atalım. 27 Nisanda askerin verdiği muhtıra malum. O günden beri Kuzey Irak ve PKK ile ilgili gittikçe artan bir gerilim var. Sürekli olarak Türkiye’nin Kuzey Irak’a girip girmeyeceği tartışmaları yapılıyor. Ancak bu sınır ötesi operasyonun nasıl şekilleneceği tam bir muamma, tabi olup olmayacağı da. Açık ki, ABD Türkiye’nin böyle bir müdahalesine sonuna kadar karşı. TSK ve hükümet ABD’nin bu restini görüp böyle bir operasyona girişemez. Daha önce ABD ve peşmerge destekli bir operasyondan çözüm alınamadığı düşünüldüğünde, yeni bir operasyon tam bir fiyaskoyla sonuçlanır.
Öte yandan son bir ayda ülke gündemine damgasını vuran gelişmelerden ilki Ankara Ulus’taki Anafartalar çarşısında gerçekleşen bombalı saldırı. Bunu ABD’nin Irak’tan kalkan jetlerinin Türk hava sahasını işgal ederek Van’a kadar “şöyle bir uçmaları” izledi. Türkiye, bunun ardından ABD’ye bir nota verdi. Tunceli’deki karakol baskını, Kuzey Irak’ta sivil giyimli Türkiye ordusu mensuplarına Kürt peşmergeler tarafından silah doğrultulması ise tansiyonun iyice artmasına yol açan gelişmelerdi. Haziranın ilk haftasında da önce dört asker pusuya düşürülerek öldürüldü, ardından da biri binbaşı biri yarbay üç asker daha canlarından oldular. Tabi bu arada, Ahmet Kaya tişörtü giydikleri için de Sakarya linç edilmeye çalışılan iki genci de atlamayalım. Bu gençlere sivil polisin verdiği tembih, tişörtünüz halkı tahrik ediyor, çıkarın oldu. Gençlerin birinin cüzdanından Abdullah Öcalan fotoğrafı çıktığı söylentisi, neredeyse canlarına mal oluyordu. İşte, Türkiye böyle bir ortamda seçime gidiyor. Siyasete tam bir gerilim hakim. Kuzey Irak’a operasyon söylentilerinin ardı arkası kesilmiyor. Ve, 22 Temmuz’daki seçim öncesi patronların partileri bir kez daha kapımızı çalmaya hazırlanıyorlar.
Takip edenler bilirler, biz iki yıldır hem İşçi Kardeşliği gazetesi, hem de İşçi Kardeşliği Partisi olarak, “patronların sağ ve sol partilerine” oy vermek yerine, onlara bel bağlamak yerine, emekçilerin, işçilerin, işsizlerin oluşturduğu bir sınıf cephesi kurma çağrısı yaptık. Bu seçimler öncesi, haziranın ilk haftasında milletvekili adayları açıklandığında da bir kez daha ne kadar haklı olduğumuzu gördük. Artık “patronların sağcı ve solcu partileri” yerlerini korumak için her şeyi yapmaya hazırlar. AKP’nin içinde birçok eski sosyal demokrat bilinen insan yer alıyor. CHP’nin içindeyse yıllarca sağ partilerde, hatta sağ örgütlerde yer almış insanlar var. Patronlar, bürokratlar, avukatlar, hepsi bir takım çıkar ilişkileri çerçevesinde partilerde kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar. Ama yok birbirlerinden bir farkları.
Sahte bir laiklik-Şeriatçılık kavgası üzerinden kandırılmaya devam ediyoruz. Seçimlere bir ay kaldı, daha programlarında sosyal ve ekonomik anlamda ne yazdığını söyleyen bir parti yok. Aslında buna gerek de yok.
Çünkü hepsininkinde aynı şeyler yazıyor. Ya da sosyal ve ekonomik anlamda hiçbir önermeleri yok. İşçiye, memura, tasfiye edilen köylüye, çiftçiye ne öneriyorlar belli değil.
Demokratikleşme açısından ne yapacakları bilinmiyor. Sendikal hürriyetlerle ilgili, daha önemlisi kaçak olarak çalıştırılan başta kadın ve çocuk işçilerle ilgili hiçbir şey söylemiyorlar. Her gün kışkırtılan Kürt sorunuyla ilgiliyse önerileri ise çözümden uzak. Partimizin çıkardığı adaylara bu yazıda değinmiyorum. Gazetenin içinde onlar hakkında detaylı bilgileri, kim olduklarını okuyabilirsiniz.
Yok kardeşim, yok! Bu seçimde bizden patrona oy yok!
