Bizim Taraf / Zeki Kılıçaslan
Din ve Siyaset
Geçen ay içinde partimizin İstanbul il merkezinde Brezilya’dan bir konuk ile söyleşi gerçekleştirdik. Kendisi devrimci bir sosyalist eğilimin kurucu liderlerinden ve aynı zamanda mücadeleci bir sendikacı. Kendisine Brezilya’daki toplumsal muhalefet içindeki dini akımın (Kurtuluş Teolojisi– Latin Amerika’da sol toplumsal hareketleri destekleyen Katolik bir dini akım) rolü hakkında sorduğumuz soruya verdiği cevap belki biraz abartılı ama çok ilginçti.
Şunu söyledi; “Kilisenin solunu saymazsak Brezilya’da soldan pek bahsedilemez!”
Bu cevap konuyu yakından takip edenler için çok şaşırtıcı olmayabilir ama bizde yaşanan siyaset ve din tartışmalarını düşünürsek oldukça şaşırtıcı olduğu kesin. Gerçekten de sol dini akım birçok Latin Amerika ülkesinde önemli bir etkiye sahip. Örneğin iki dönemdir sol aday Lula’nın başkanlık seçimlerini kazandığı Brezilya’da bulunan dünyanın en büyük sosyal hareketi sayılan MST (Topraksız Kır İşçileri Hareketi) içinde en önemli taban örgütleri bu hareketin etkisinde.
Üstelik MST, sol liberal çizgiye kayan Lula yönetimini soldan eleştiriyor ve hükümete karşı birçok mücadelenin de içinde.
Müslümanlık ve “sağ-sol”
Türkiye’de ve diğer Müslüman ülkelerde ise işler karışık. Birçok “solcuya” ya da “İslamcıya” sorarsanız Müslüman “solcu” olamaz, “solcu” da Müslüman olamaz. Onlara göre “Müslümanlar” sağcı olur veya “solcular” dine inanmaz. Ama tabi ki ülkemizde çoğunlukla böyle düşünülse de bu anlayış tümüyle yanlıştır. Bu anlayış bir yandan sömürücü egemen sınıfın toplumsal muhalefeti kendince karalama anlayışı ile yaygınlaştırılmış diğer yandan da bir siyasal anlayışı felsefi-dini bir inançla özdeşleştiren bazı “solcuların” tutumundan kaynaklanmıştır.
Oysa ki gerçekler farklıdır. Bütün dinlerin olduğu gibi Müslüman anlayışının da inanca ilişkin temel değişmezleri varken ekonomiye, sosyal düzene, siyasete ilişkin yönü zaman içinde o dine inananların veya onların önderlerinin yaklaşımı ile belirlenir, yani tarihseldir. Bugün Suudi rejimi kendisinin “şeriatı” uyguladığını söylerken başka Müslüman gruplar (El Kaide ve diğerleri) onlara karşı “şeriat” için silahlı mücadele vermekte!
Bugün bazı Müslüman dini liderler (örneğin F. Gülen) Amerika ve İsrail ile en ileri dostluğu savunurken bazıları (örneğin Hamas, Hizbullah) onlara karşı silahlı ölüm kalım savaşı vermektedirler. O zaman gerçek Müslüman kim?
“Ilımlı İslam”, “Radikal İslam”
Amerika, Müslüman ülkelerdeki egemenliğini pekiştirmek ve muhalefeti zayıflatmak için kapitalist ekonomiyi esas alan ve Amerika egemenliğine boyun eğen bir Müslümanlık anlayışını besliyor ve bunu yayan kant önderlerini destekliyor.
Kendi egemenliğine muhalefet edenleri ise “terörist” diye suçluyor. Yani Amerika ve sermaye egemenliğine boyun eğerseniz iyi, Müslüman olursunuz (ılımlı İslam), yok karşı çıkarsanız kötü, Müslüman olursunuz (radikal, terörist). İşte bugün Türkiye’de F. Gülen anlayışı ve AKP siyaseti ile yayılmak istenen bu “iyi Müslümanlık” anlayışıdır.
Başka bir yönden bakabilmek!
Balıkesir’deki YÖRSAN fabrikasının patronu da sendikalaştıkları için işten attığı işçileri “Müslüman patrona çalışan işçiler sendikalaşamaz” diye suçlamakta ve kendi sınıf çıkarlarına göre “Müslümanlık yorumu” yapmakta.
Anlaşılan herkesin “Müslümanlığı” kendine!
Peki ama işçilerin, emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin “Müslümanlığı” nerede?
