Bizim Taraf / Zeki Kılıçaslan
Cumhurbaşkanı Gül, Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi
Geçen ay içinde, hem C umhurbaşkanı Gül hem de başbakan Erdoğan, Hak-İş ve en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş kongrelerinde hemen hemen hiçbir muhalif sesle karşılaşmadan büyük alkış aldılar. Bu arada hızını alamayan Cumhurbaşkanı ise Türk-İş kongresinde Türkiye’de sınıfların kalmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, bir işçi çocuğu olduğundan bahsetti. Bilindiğine göre babası Türk Harb-İş Sendikası’nın, bir zamanlar işyeri temsilcisiymiş. Şimdi Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen Gül, bu durumu sınıfların kalmadığının göstergesi saymakta! Ama bu durumu çok da yadırgamamak lazım. Eski birçok “solcu” ve “devrimci”nin sınıfların yok olduğunu, sınıf mücadelesinin bittiğini ileri sürdüğü koşullarda siyasalaştırılmış dini ideoloji temelindeki politika geleneğinden gelen bir kişinin bunu ileri sürmesi anlaşılabilir.
Ama doğrusu Cumhurbaşkanının haklı olduğu bir durum da söz konusu. Sınıflar sosyolojik olarak varolsalar da onları toplum gözünde görünür kılan şey “sınıf mücadelesidir”. Türkiye’de yok edilmeye çalışılan işte tam da budur. Sınıf mücadelesinin gelişmesinden korkanlar, onun yerine uzun yıllardır laik/şeriatçı türban tartışmalarını, Kürt-Türk, Alevi-Sünni kimlikleri etrafındaki çatışmaları pompaladılar. Bu çatışmalar siyasal- toplumsal alanı o kadar kapsadı ki siyasi kimlikler esas olarak bu tartışmalarla şekillendi ve sınıf mücadelesinden siyasal alanda söz bile edilmemeye başlandı.
Ama gerçekte sınıf mücadelesi siyasal planda görünür olamasa da her alanda acımasızca sürüyor. Sınıf mücadelesi milyonlarca işsizin, milyonlarca kayıt dışı işçinin ve 12–16 saat “esnek” çalışabilsinler diye bazen “ilaçla” doping verilen, dövülen çocuk-genç işçinin varlığında, 20 yaşında “meslek hastalığından” ölen işçilerin varlığında, eğitim, sağlık ve her alanda yaşanan toplumsal eşitsizliklerin varlığında sürüyor. Sınıf mücadelesi bir sanayi bölgesinde sendika için mücadele edip işten atılan işçilerin bütün bölge işverenlerince “kara listeye” alınıp işsizliğe mahkum edilmesinden de çıkarları söz konusu olunca, AKP hükümeti etrafında birden birleşen TÜSİAD ve MÜSİAD patronlarının varlığından da anlaşılıyor.
Görülüyor ki yeni Cumhurbaşkanı kendisinden önce gelen geleneksel devletçi “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz” söylemini çok benimsemekte. Ama Sayın Cumhurbaşkanı sınıflar kaybolmadı, aksine sınıf gerçeği tam da bu sizin söylediğiniz ve yaptığınızda saklı. Kendine ister laik ister dindar desin, ister türban taksın ister takmasın mülk ve iktidar sahipleri aynı sınıfı oluştururlar ve genellikle de “sınıfların olmadığını” söylerler. Sizin ve babanızın durumu ise sadece kapitalist sistemde az kişiye nasip olan sınıf atlama durumudur.
Sınıf mücadelesi asgari ücretin bile aşağısında ücret alan türbanlı işçilerle onları çalıştıran ipek türbanlı ve lüks cipli eşlere sahip olan “Müslüman” patronların varlığında da kendisini sürdürüyor. Herkesin bilmesi gereken şu ki demokratik zeminde toplumsalsiyasal olarak ifadesini bulamayan sınıf mücadelesi, “ılımlı İslam/radikal İslam” çatışması ve mezhep veya çeşitli etnik kimlikler etrafında siyasallaştırılıyor. Tıpkı Afganistan, Pakistan ve Irak örneklerinde yaşandığı gibi. İşte ülkenin önündeki karanlık tablo, tam da budur: Sosyal çıkarları etrafında birleşip mücadele edemeyen işçiler, emekçiler, din ve mezhep kimlikleri altında başkalarının çıkarları için birbirine düşürülüyor!
Sadece işçi sınıfının ve yoksul ezilen kitlelerin değil, Türk’ü, Kürt’ü, Sünni’si, Alevi’si ile bu ülke ve toplumun geleceği hiçbir zaman bu kadar yakıcı şekilde sınıf mücadelesinin örgütlenip yükseltilmesine bağlı olmamıştı!
Şimdilik sadece işçilerin, işsizlerin ve yoksulların, sessiz küfürlerinde kendini ifade eden sınıf mücadelesini bir sese kavuşturmak! Evet, bu görev başta örgütlü emek güçlerinin olmak üzere hepimizin!
